Bu röportaj Alevilerin Sesi dergisinin 297. sayısında yayınlanmıştır.
Yaklaşık olarak otuz yıllık bir deneyime sahip olan Alevi örgütlenmesi çok önemli kazanımlar elde etmekle birlikte, son zamanlarda ciddi ve haklı eleştirilere maruz kalıyor. Büyük fedakarlıklarla kurulan Alevi örgütleri ne yazık ki Alevi toplumunun ihtiyaçlarını, beklentilerini karşılamaktan giderek uzaklaşıyorlar.
Kentlere ve Avrupa’ya yoğun göçlerden sonra Sünnilerle birlikte yaşama zorunlulukları nedeniyle sert ayrımcılıklara ve hatta aşağılanmalara muhatap oldular. Bu ayrımcılıkların ve aşağılamaların üstesinden gelebildiklerini söylemek mümkün değil. Ancak 4-5 Ekim 2025 tarihinde İstanbul’da Garip Dede Dergâhında, gerçekleştirilen Alevilerin Örgütlenme Manzarası Çalıştayında deyim yerindeyse mazlumlukları ve her daim ezilenlerden yana olmalarıyla övünen toplum ve örgütler deyim yerindeyse duvara çarptı. Şükrü Aslan’ın koordinatörlüğünde Cemal Selman, Mehmet ve Gözde Orhun’dan oluşan ekip, muhteşem bir organizasyon ile akademik uzmanlığın getirdiği güven ve titizlikle Alevi örgütlenmesini masaya yatırılmasını sağladı. Belki de ilk defa örgütlenme deneyimi, Alevi şemsiyesi altında bütün farklılıkları kapsama duyarlılığını gösteriyordu. Hiç kuşkusuz daha önce Alevi Enstitüsü (AL-EN) tarafında Siyasal Bilgiler Fakültesinde yapılan konferanslar da kapsayıcıydı. Ancak orada amaç daha çok farklılıkları temsil etme, görme öğrenme gibi niyetlerle ve akademik sunumlarla yapılıyordu. Bu konferansların Alevik çalışmalarının öncülü olmaları ve daha da önemlisi Devlet ve siyasi otoriteye mesafeli ve eleştirel olmaları anlamında ilktiler ve tam da bu nedenle çok kıymetliydiler.
Bu ilk konferansların daha çok Alevi teolojisini, tarihini ve sosyolojisini tartışmak gibi bir önceliği vardı demek yanlış olmaz. Ancak Garip Dede Dergahında gerçekleştirilen çalıştayın çıkmaza giren örgütlenme deneyimine, bir çıkış bulmak gibi bir önceliği vardı demek sanırım yanlış olmaz.

Alevi örgütlerine yöneltilen en önemli eleştirilerden birisi hiç kuşkusuz Alevi toplumunu temsil etmekten giderek uzaklaşmış olmalarıdır. Ancak bu çalıştayda doğrusunu söylemek gerekirse durumun çok daha ciddi olduğu anlaşıldı. Evet örgütlerin toplumun ihtiyaçlarına cevap veremediği gibi bir de Arap Aleviler, Abdallar, Çingene Aleviler, gibi Alevi gruplar hem örgütlerde hem de Alevi toplumu tarafından çok ciddi ayrımcılığa uğruyorlar. Bir başka ifadeyle Aleviler yüzyıllar boyunca uğradıkları ayrımcılığın aynısını tıpkı kendileri gibi ayrımcılığa uğrayan farklı Alevi gruplara yönelik yapıyorlar. Üstelik tıpkı kadınlara yapılan ayrımcılık gibi bu ayrımcılığın farkında bile değiller. Alevi toplumu ve örgütleri kentleşmeyle birlikte “bizde erkek dişi yoktur can vardır” klişesinin arkasına sığınarak kadınların toplumsal olarak ayrımcılığa uğramalarını görmediler ya da görmemezlikten geldiler. Benzer biçimde biz 72 millete aynı nazarda bakarız klişesinin arkasına sığınarak Arap Alevileri, Abdalları, Çingene Alevileri vb. en yumuşak ifadeyle görmemezlikten geliyorlar. Aslında doğruyu söylemek gerekirse ayrımcılık yapıyorlar. Bir kadın Alevi olarak bunu söylemek çok incitici olsa da bu sayılan farklılıklar, üç beş kentin Alevileri tarafından domine edilen örgütler tarafından cemevine almıyorlar bile. Zaten Tahtacılar Çepniler neredeyse Alevi örgütlerinin kapısının önünden geçmiyor.
Kısaca söylemek gerekirse Alevi örgütleri Alevilerin maruz kaldığı ayrımcılıkların aynısını kendi içinde farklı Alevi gruplara karşı yeniden ürettiler.
Dolayısıyla bence Garip Dede Dergahında akademisyenler tarafından organize edilen bu çalıştayının en çok vurgulanması gereken tarafı, bu ayrımcılıklara maruz kalan öznelere oturumlarda yer vererek, onlar bizzat Alevi toplumu ve örgütleri tarafından nasıl ayrımcılıklara uğradıklarını dile getirmelerini sağladı.
İki gün süren çalıştayın kamuya kapalı olarak gerçekleştirilen birinci gününde dokuz tane ayrı masa yer aldı. Genel olarak öğleden önce, örgüt temsilcilerinin yer aldığı masalar, öğleden sonra da akademisyenlerin yer aldığı masalar etrafında sorunlar farklı boyutlarıyla tartışıldı. İkinci gün ise dokuz tane ayrı masada tartışılan konuların ve sonuçlarının raporları, kamuya açık olarak okundu.

Bu raporlardan ortaya çıkan sonuçları kendi vurgumla aşağıdaki gibi sıralayabilirim:
- Yukarıda ayrıntılı olarak belirtildiği gibi Aleviliği bir şemsiye kimlik olarak benimsemek en önemli çıktılardan birisi olarak vurgulamak gerekir. Alevi örgütleri Alevilik şemsiyesi altında bütün etnik ve farklı Alevilik okumalarına eşit mesafede olmalı. Farklılıklara saygı duymalı ve ortak paydada birleşmek amaçlanmalı. Sevindirici ve umut veren bu yaklaşım neredeyse bütün masalarda benimsendi ve gerekli önlemlerin alınması yolunda kararlılık ifade edildi.
- Alevi örgütlerinin kurumsallaşması, diğer bir deyişle şahsilikten kurtulmasının önemi ve aciliyeti vurgulandı. Alevi örgütlerinin on yılları aşan sürelerce hep aynı kişiler tarafından yönetilmesi kurumlarda ciddi saygınlık ve güvenilirlik sorunu yarattığını da belirtmek gerekir.
- Örgütlerde kadın ve gençlerin temsilinin, inanca yani Yol’a uygun biçimde olması için somut ve bağlayıcı tedbirler almak elzem ve zorunludur. Bunun için bir an önce gerekli düzenlemeleri kapsayan tüzüklerin yapılmalı. Bu sonuç kuşkusuz çok kıymetli. Ancak sosyal medyada çalıştayın paylaşılan fotoğraflarına bakıldığında büyük bir salonun ön tarafında oturanların hepsinin erkek olması bir anlamda ironik. Bu fotoğrafın çağdaş bir görünüm almasının elbette takipçisi olacağız.
- Örgütler dikey değil yatay bir örgütlenmeyi gerçekleştirmeli. Bunun için demokratik, şeffaf, hesap verilebilir, güvenilir denetim mekanizmalarından oluşan bir yapıyı bir an önce oluşturmak gerekmektedir. Burada özellikle şeffaflığın altını çizmek gerekir. çünkü son zamanlarda örgütlere yönelik yıkıcı eleştirileri bertaraf etmenin yegane yolu olduğunu tekrar tekrar vurgulamak zorundayız.
- Alevi örgütlerinden bağımsız ancak onlarla dirsek teması içerisinde olan akademik bir enstitünün kurulması da öneriler arasında yer aldı. Bu anlamda Alevilik çalışmalarına mecra sağlayacak bir akademik derginin olması da önemli bir öneri. Enstitü, Alevi kültürünü, tarihini, sanat ve edebiyatını geliştirmek için arşivlerin birleştirilmesi ve merkezileştirilmesi açısından gerekli işlevleri üstlenebilir.
- Alevi Bektaşi Temsilciler Meclisi adıyla bir çatı yapılanmasının kurulması kararı alındı. Meclis Aralık ayında İstanbul’da, Türkiye başta olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki Alevi örgütlerinin, inanç temsilcilerinin, sanatçıların, akademisyenlerin katılacağı Büyük Alevi Kurultayı’nı toplamak için tavsiye kararı aldığını açıkladı. Önemli bir adım gibi görünmekle birlikte temkinli biçimde izlemek gerekir. Kemikleşmiş örgütlenmenin olumsuz taraflarından kurtulması kolay olmayabilir.
- Alevi hareketinin ve örgütlerinin daha geniş, kapsayıcı, etkin medya kanalları oluşturulması konusunda inisiyatif alması yerinde olacaktır. Yalnızca konvansiyonel medya araçlarının değil yeni dijital teknolojilerin de kullanılması, genç kuşakların Alevi hareketine ilgisini arttıracaktır. Alevi medyası da tıpkı örgütler gibi toplumun ihtiyaçlarını karşılamaktan çok uzak. Kısaca Alevilerin sorunları, talepleri anaakım medyada yer bulamıyor ve Alevi medyası da bu sorunları etkili biçimde kamusal alana taşımaktan uzak kalıyor.
Sonuç olarak bu çalıştay olağanüstü bir emek, çaba ve fedakarlıkla gerçekleştirildi. Alevi medyası konuyu tartışmaya devam ediyor. Bu çalıştayın kanımca en önemli taraflarından birisinin Alevi örgütlerinin işi akademik uzmanlara teslim etmiş olmasıdır diye düşünüyorum. Bütün bu eleştiri ve olumsuzluklara rağmen hem örgütlerde hem de akademide, samimi, büyük özverilerle çalışan çok sayıda insan var. Tam da bu nedenle “Yol incelir ama kopmaz” umuduyla inancıyla ve yarınlara…

