Bu röportaj Alevilerin Sesi dergisinin 298. sayısında yayınlanmıştır.
Hukuk ve demokratik siyasetle ilgilenen yurttaşların hukuku konuşmaktan hiç feyz almadığı zamanlardayız.
Hukuksuzluğun yönetim şekline dönüştüğü ülkemizde bu şekilde bir kısır döngüye teslim olmanın anlaşılabilir kabul edilebilir bir yanı yok elbette.
Bakıldığında çok tıutarlı bir şekilde yönetiliyoruz. Hukuka uymamanın kendisi hali hazırda rejimin ana karakteri. Hukuk kitaplarında demokratik olmayan rejimler “kanun devleti” diye adlandırılır. Bu olumsuz bir yüklemedir. Kanunlar ve diğer düzenlemeler demokratik olmak zorunda olmadığı rejimin adıdır kanun devleti. Ortada bir keyfilik yoktur. Kurumlar keyfi davranmaz herşey yazılıdır. Bürokrasi yazılı kurallara göre hareket eder ancak o düzenlemeler demoakrasiye hizmet etmeyebilir. Örneğin bir köy boşaltma, tehcir kararı demokratik değil ama kanunidir. Memleketin pürhali bunun da ötesindedir. Rejim zahirde bir hukuk devletidir batın da ise adeta bir oligarşidir. Bir grup siyasal islamcı azınlığın refahı için milyonlarca yurttaşa cehennnemi yaşatmaktadır.
Buna rağmen hukuk, halkın büyük kesimi için halen meşru-haklı- bir mücadele aracı olarak görülmektedir.
Lakin salt Anayasa’nın ya da hukuk normlarının demokrasi getirmediği tam tersi istenildiğinde ülkeyi karanlığına gömebileceğini onlarca yıldır çok ağır ve kanlı bir şekilde anlamış olmalıyız.
Türk-İslam Cumhuriyeti tarihinde yapılan onca ihtilal, anayasa, kanun değişikliğine rağmen, Türk ve İslam inancı dışındaki unsurların yaşamlarında demokrasi adına bir ilerlemenin olmadığı gerçeği önümüzde duruyor.
Cumhuriyetin kurulmasından bu yana Alevilerin hangi talepleri kabul edildi? Hangi siyasal mücadele, miting, imza kampanyası sonucu Alevilerin talepleri ile ilgili bir sonuç verdi? Hangi AİHM kararlarına, AYM kararlarına uyularak düzenlemeler yapıldı. Onca AİHM ve AYM kararlarına rağmen hala zorunlu din derslerinden bile koruyamadık çocuklarımızı.
Daha da ötesi halihazırda yasada yazmasada cem evlerinin kapatılması önünde , semah dönerken ahlaksız yaşam diye tutuklamamanın bir garantisi va var mı? Malesef yok, Naziler milyonlarca Yahudiyi sabun yaparken hukuka dayanarak bir kararı mı aldı, Fransızlar Cezayirlilerin kafasını keserken güçlerini yasalarından mı aldılar, yetkili mercileri bu yönde kararlar mı aldı?
30 Kasım 1925 tarihinde yürürlüğe giren 677 sayılı “Tekke ve Zaviyeler ile Türbelerin Seddine ve Türbedarlık ile Bazı Unvanların İlgasına Dair Kanun ile Alevilerin dergahlar kapatılmış, “dedelik” ve “çelebilik”gibi sıfatlar yasaklanmıştı. Söz konusu yasanın gerici olmayan hatta zamanına göre devleti kuranlardan, onların ütopyalarından daha ilerici modern bir yaşam şekline sahip alevileri kapsaması kaçınılmaz bir sonuç muydu?
1961 Anayasasında “din ve vicdan özgürlüğü” yani egemen Sünni inanç dışında herhangi bir dine, mezhebe inanmak ya da inanmamak anayasal haklar arasında sayılıyordu. Peki o tarihten bu yana bu hak güvence altında mı?
Din ve vicdan özgürlüğünü güvence altına alan Anayasanın ilanından 6 yıl Alevi bildirisinin üzerinden 3 yıl geçmişti ki memleketin en batısında Muğla Ortaca’da 1967 Elbistan, 1978’te Maraş’ta 1993’te Sivas’ta Alevi Pogromları yapılmadı mı? Halen Aleviler bu korkuyla yaşamıyor mu? Korkumuzun kaynağı Anayasa’mı?
Sırf kanun önünde eşitliği düzenleyen Anayasa’nın 10. maddesi, 2. maddedeki laiklik ilkesi 24. maddedeki din ve vicdan hürriyeti maddeleri uygulatılabilse ülkede bu anlamda hiçbir sorun kalmayacaktır.
O nedenle yeni bir anayasa, yeni bir hukuk vs tartışmalarının peşinden gitmek doğru bir yol değildir. Gereksizdir. Oyalamacadır.
Aleviler en başta kendi hukuklarını yaşamlarında tam olarak uygulayabilmenin yolunu bulmalı devlet ve iktidarlarla diğer halk ve inançlarla eşit bir düzlemde ilişki kuramıyorlarsa, iktidarla daha mesafeli bir ilişki kurmalalıdır.
Ne yapmalıyız? Nasıl yapmalıyız? Onlarca yıldır aynı yöntemleri kullanarak zerre ilerleyememiş olmanın karşısında binlerce yıl yok olmadan örgütsüz, devletsiz, dilsiz bir şekilde varlığı sürdürmüş aklı ve bilimi esas alan bu yaşam tarzı başkaca yolları bulamayacak mı ?

