Cumartesi, Temmuz 18, 2026

Av. Şenal Sarıhan: Tarih Unutmuyor

Date:

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 303. sayısında yayınlanmıştır.

Sivas Katliamı Davası’nın 33. yılında

Sivas Katliamı’nın 33. yılındayız. Acıların kısmen onarılacağı umudu ile izlediğimiz dava, 32. yılında Ağır Ceza Mahkemelerindeki süreçlerini tamamladı. Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve AİHM’e taşınmış olan davalar ise devam ediyor.

Yargılamalar sürerken kamuoyu ve basın hep çok ilgi gösterdi. Yakınlarını yitirmiş olan aileler, yoğun acılarına karşın her duruşmada hazır oldular. Sivas “Şenlikleri”ni düzenleyen PSAKD ve başta Alevi kuruluşları olmak üzere tüm demokratik kitle örgütleri, davanın sahibi ve izleyicileri oldular.

Yaşanan olay çok vahimdi. Ne var ki eylemcilerin yakalanması konusunda “özensiz” davranılmış, polis tutanaklarına göre 15.000 kişi olarak belirlenen eylemcilerden ancak çok küçük bir kısmı ve çoğunlukla da Sivas’tan katılanlar yakalanmıştı. Üstelik o dönemde yürürlükte olan yasal düzenlemelere göre, terör eylemi nedeni ile gözaltına alınan zanlıların avukat yardımı almaları olanaklı değilken bu kişiler, gözaltına alınmalarının ardından avukatları ile görüşüp hukuki yardım da almıştı. Açık video kayıtları ve olay yerinde çekilmiş fotoğraflara karşın, hemen tüm sanıklar eylemle ilişkileri reddetmiş ve “geçiyorken uğradım.” ya da “oradan geçerken gördüm.” gibi savunmalarda bulunmuşlardı. Otelin perdelerini yakarken, gaz bidonunu taşırken, otel önündeki arabaları ters çevirirken ya da otelin içinde eşyaları parçalarken görünenlerin de aralarında bulunduğu bu grup, savunmalarını hep inkâr üzerine kurdular. Haklarında Terör Örgütü üyesi olmaktan dava açıldığı hâlde bu örgüt ya da bu denli büyük bir organizasyonu gerçekleştiren gerici koalisyona dâhil olan örgütlerin adları sorulmadığı gibi bu konuda bilgi veren bir sanık da olmadı.

Daha ilginç olan, bu denli çok sayıda eylemcinin katıldığı katliamın iddianamesinin olaydan 20 gün sonra düzenlenmesiydi. Ülkemizde üç kişi hakkındaki iddianamenin hazırlanmasının dahi aylarca sürdüğü gerçeği karşısında bu acele, kamuoyunun bir an önce tatmin edilmesi gibi bir gerekçe arkasına gizlenilse de esas olarak sanıkların saptanması ve delillerin toplanması konusunda ciddi bir ihmale neden oldu. Olay günü yakalanan iki yüze yakın kişi ile yetinildi. Oysa teknik olanaklar ve bütün gün süren eylemin aynı anda televizyon kanallarında yer alması ve polis dâhil olmak üzere çok sayıda amatör kamera ile eylemin saptanmış olması, savcılığın delil toplamasını son derece kolaylaştırıyordu. Soruşturmadaki eksikliklere rağmen Sivas Cumhuriyet Başsavcılığı, 22.07.1993 günü 78 sanık hakkında Sivas Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açtı. Bu davada sanıkların bir kısmının 35 kişiyi yangın çıkarmak sureti ile öldürmek suçunun asli ve maddi eylemcileri olduklarını, bazılarının ise anılan eylemi teşvik ettikleri ya da eyleme yardımcı olduklarını iddia ederek cezalandırılmalarını talep etti. Bu 78 kişinin de aralarında bulunduğu 102 kişi hakkında ise tehdit, görevli memura mukavemet ve 2911 Sayılı Yasaya aykırılık nedeni ile Sivas Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açtı. Ayrıca Sivas’ta DGM’nin bulunmayışı nedeni ile 94 sanık hakkında 3713 Sayılı Yasa’nın 7/1-2. maddelerine aykırı davrandıkları savı ile Kayseri DGM’nde dava açıldı.

İddianamelerde suç nitelemeleri hepimizi şaşırttı. Eylemciler; “Cumhuriyet burada kuruldu. Burada yıkılacak!”, “Laiklik gidecek, şeriat gelecek!”, “Hizbullah geliyor!”, “Laik düzen yıkılacak”, “Kanımız aksa da zafer İslam’ın”, “Yaşasın Hizbullah!”, “Şeriat gelecek, yüzler gülecek!”, “Şeriat isteriz!”, “Muhammet’in ordusu, laiklerin korkusu!” sloganları ile eylemlerini sürdürmüş ve Madımak Oteli’nde bulunan 33 Şenlik katılımcısı ve 2 otel görevlisi yakılmış, 46 kişi kendi çabaları ile otelden çıkmayı başarmıştı. Ancak aralarında ağır yaralı olanlar da bulunuyordu. Katliamın adiyen adam öldürme olarak nitelenmiş olmasını kabul edemezdik. Sanıklar, adlarını bile bilmedikleri, bir kez dahi görmedikleri 64 yaşındaki Asım Bezirci’yi, 12 yaşındaki Koray Kaya’yı, çoğunluğu yirmili yaşlarını süren Filiz gibi kızları, oğulları, değerli sanatçıları bireysel bir husumetle değil, siyasi bir kasıtla katletmişlerdi. Dinci-gerici örgütler, Sivas’ta, Çorum, Tokat, Maraş’ta eksik bıraktıkları ve başaramadıkları “şer’i iktidar” yürüyüşünü tırmandırmak için Sivas’a gelmişlerdi. Ve yine, pek çok insanın kutsalı olan din, siyasete alet ediliyordu. Olay sırasında yayınlanmakta olan Taraf ve Cuma gibi dergilerde ve kökten dinci günlük yayınlarda katliamdan “Şanlı Sivas kıyamı – Sivas Taarruzu” diye söz ediliyor ve sanıklar “Şanlı Sivas kıyamı gazileri” olarak nitelendiriliyordu. (Taraf Dergisi Yıl 3 Sayı 30, 1993, sayfa 8-22 / Taraf Dergisi Yıl 3 Sayı 33, sayfa 18, 20-22 / Cuma Dergisi Yıl 4, Sayı 181)

Katliam kurbanlarının büyük çoğunluğu Ankara’daydı. Davanın bu denli uzak bir yerde sürdürülmesi, aileler ve avukatları için ciddi bir sorun yaratacak, belki de dava hiç izlenemeyecekti. Bir başka ve daha önemli neden, ailelerin Sivas’a her gidişlerinde yeni bir travma ile karşılaşacak olmalarıydı. Ve tabii, katliamcıların yeni katliamlara yönelmeleri gibi bir olasılık da yok değildi. Bu nedenle yargılamaların Ankara’da sürdürülmesi için avukatlar olarak başvuruda bulunduk. Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 18.08.1993 günü 1993/8899-8503 sayılı kararı ile anılan dosyaların güvenlik nedeni ile Ankara’ya aktarılmasına karar verdi.

Dava sürecinde neler yaşandı?

Dosyaların Ankara’da ilgili mahkemelere ulaşmasının hemen ardından Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 1993/169 Esas – 150 sayılı kararı ile, Ankara 19. Asliye Ceza Mahkemesi de 14.10.1993 günlü 1993/1185-551 sayılı kararı ile eylemin sıradan bir adam öldürme ya da Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’nın ihlali olmadığı, doğrudan doğruya anayasal düzeni değiştirmek, özellikle laiklik ilkesini ortadan kaldırmak kastı ile işlendiği, bu nedenle de DGM’nin görevli olduğu görüşü ile görevsizlik kararı verdiler. Ne var ki Ankara DGM, Yargıç Albay Ertan Erunga’nın ayrışık oyuna karşın bu isteği reddetti. Bunun üzerine ortaya çıkan olumsuz görev uyuşmazlığı, Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 8-9-11.1993 tarihli kararları ile kaldırıldı.

Görevsizlik kararını vermiş olan heyet, özünde ihsası reyde bulunmuştu. Davayı yeni bir heyetin sürdürmesi etik olurdu. Ancak aynı heyet davaya devam etti. Bu sırada heyetin görevsizlik kararına katılmamış olan Hâkim Albay Erunga Erzurum ya da Erzincan’a atanmıştı!!!

Sanıklar hep saldırdılar

Sanıklar, duruşmaların ilk gününden başlayarak salonda terör estirdiler. Duruşmalar süresince mağdurlara, tanıklara, avukatlara hakaretlerde bulundular. Duruşmalarda sandalyelerinin üzerine çıkıp sözde namaz kıldılar. Atatürk, Cumhuriyet gibi sözcükleri her duyuşlarında iğne batırılmış gibi havaya fırlayıp hakaretler yağdırdılar. Duruşma disiplini tümü ile kalmamıştı. Mahkeme, sanıklara hâkim olamazken bu sahneleri çeken ve izleyip yazan basına duruşmaları izleme yasağı koydu. Biz avukatlar olarak basının duruşmalara alınmaması kararını bardağı taşıran son damla olarak gördük. Basın duruşmalara alınmayacaksa biz de duruşmalara katılmayacaktık. Bu talebimiz mahkemeyi hiç etkilemedi ve istemimiz reddedildi. Duruşmalara karar gününe dek katılmadık. Ancak dosyayı adım adım izledik.

Heyet, 26.12.1994 günü karar verdi. Avukatlar olarak salonun kapısındaydık. Karar, katliam sanıkları için adeta bir ödüldü. Ama onlar bu ödüle ceplerindeki bozuk paraları, kalem ve benzeri eşyaları yargıçların yüzüne atarak karşılık verdiler. Mahkeme, 26 sanık hakkında, indirimler de uygulayarak, TCK’nun 450/6. maddesi gereğince sonuç olarak 15 yıl ağır hapis cezasına hükmetti. Bu kararla 37 kişi beraat etmiş, 60 sanık ise 2911 SY gereğince üçer yıl hapis cezasına mahkûm edilmişti. Aynı gün çok sayıda tahliye oldu.

Karar, Cumhuriyet Başsavcılığı ve tarafımızdan temyiz edildi. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 30.09.1996 günü, 25 sanık hakkındaki beraet kararını onadı. 14 sanık hakkındaki mahkûmiyet kararını, beraet etmesi gerektiği saptaması ile bozdu. Diğer tüm sanıklar hakkında ise eylemin TCK’nun 146/1. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Bozma ilamının ardından Mahkeme, 28.11.1997 günlü kararı ile 38 sanık hakkında TCK’nun 146/1. maddesi, 29 sanık hakkında TCK’nun 146/3. maddelerinden hüküm kurdu. 11 sanık hakkında ilk kararında direndi. 14 kişinin beraatine karar verdi. 11 sanıkla ilgili direnme kararını yerinde bulmadı. 146/3’ten ceza almış olan 29 sanık ile beraet eden 14 sanık hakkındaki kararları onadı. İdam cezası alan 31 kişi hakkında ise nüfus kayıtları, cilt numaraları ve mühürlerin okunamadığı kabulü ile kararı bozdu. Diğer 7 sanık hakkında da usulî zorunluluk nedeni ile karar bozulmuş oldu.

Sanıkların temyizi üzerine, üç sanık dışında kalan sanıklar hakkındaki mahkûmiyet kararı, 04.05.2001 tarihinde onanmış oldu. Bu üç sanık 3419 Sayılı Pişmanlık Yasası’ndan yararlanmak istiyordu. Bu sanıklar, anılan yasadan yararlanamadılar. Sonuç olarak, anılan üç sanık hakkındaki karar da 16.09.2002 tarihinde onanarak kesinleşti. Mahkeme heyeti, duruşmadan başlayarak çok sayıda tahliye kararı vermişti. Bunlardan daha sonra idam cezası alanlar oldu. Fakat haklarında çıkarılan gıyabi tutuklama kararları vicahiye çevrilemedi. Salınmış olan sanıkların önemli bir bölümü hâlâ yakalanmadı. Çünkü örgütlü bir biçimde yurt dışına kaçırıldılar. Onların iadesi yolundaki çabalarımız da sonuç vermedi. Almanya, Avusturya ve Arabistan gibi ülkelerle yapılan yazışmalardan olumlu bir yanıt da alınamadı. Dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin, sekizi TCK 146/1’den kesin hükümlü olan 15 sanığın kırmızı bültenle arandıkları açıklaması yaptı. Bugün ise, bilgilerimizde bir eksiklik yoksa, aldıkları ceza nedeni ile ömür boyu cezaevinde kalmasına hükmedilmiş olan 18 sanık, 2025 yılı Şubat ayı itibarıyla salındılar. Salınma kararı, sanık avukatlarının başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından kabulü sonucunda gerçekleşti. İnfaz Yasası’na aykırı bulduğumuz bu tahliyelere itirazlarımız henüz sonuçlanmadı. Şu anda ilk yargılamada tutukluluğu devam eden ve ceza almış olan sanıkların tümü salınmış bulunuyorlar.

Başta Akit olmak üzere, katliam sanıklarının “suçsuzluğu” konusunda yayınlarını sürdürdüler. Etkili de oldular. Yaşlı ve hasta oldukları gerekçesi ile 35 insanı yakarak katletmekten sorumlu Ahmet Turan ve Adem Kozu’nun Cumhurbaşkanlığı’nca affını sağladılar.

  1. Dava: Erçakmak ve Arkadaşları

Bu dava, ana davadan tefrik edilen Sivas Belediye Meclisi Üyesi Cafer Erçakmak ve daha sonra yakalanan altı sanık hakkında devam etti. Erçakmak, Aziz Nesin otelden kurtarılırken yangın merdivenine saldırarak kurtulmasını engellemek isteyen kişi idi. 18 yıl ele geçmedi. Evini aradıklarını ve bulamadıklarını söyleyen emniyet görevlileri, evinde olmadığına ilişkin tutanaklar tuttular. Her celse, bu tutanaklar dosyamıza girdi. Son olarak, Fransa’da olduğu bilgisi geldi. Fransa’dan iadesi beklenirken Sivas’taki evinden cenazesi çıktı. Gizlice gömmek istediler. Ancak mızrak çuvala sığmadı. Türkiye’ye nasıl geldi? Ya da 18 yıl Türkiye’de nasıl saklandı? Bir insanın 18 yıl saklanmasını ancak örgütlü bir yapının sağlayacağı açık değil mi? Bu dosyada neden örgütler araştırılmadı?

Erçakmak’la birlikte yargılanan sanıklar, savunmalarında Şevket Erdoğan, Köksal Koçak, İhsan Çakmak, Hakan Karaca, Yılmaz Bağ, Necmi Karaömeroğlu’nun Sivas’ta evlendiklerini, askere gittiklerini, çocukları olduğunu, ehliyet aldıklarını ama hiçbir resmî makamın kendilerine arandıkları hakkında bilgi vermediğini, yakalamadığını söylediler. Bu nasıl oluyordu? Bu davada da TCY’na “İnsanlığa Karşı Suç” tanımının girmiş olmasını da dayanak göstererek, bu tür suçlarda zaman aşımı kararı verilemeyeceğini ısrarla savunduk. Mahkeme, ne yazık ki bu istemimize olumlu yanıt vermedi. Temyizden de olumlu bir sonuç alamadık. Anayasa Mahkemesi’ne yaptığımız başvuruya 2014’ten bu yana bir yanıt gelmedi. Şimdi İHM başvurusu için hazırlanıyoruz.

30 Yılda Sayısız Hukuksuzluk Yaşandı

Cezaevindeki sanıklar da özel muamele gördüler. Sayın Kazan, Milletin Vekili olarak ziyaretlerini eksik bırakmadı. Eşler ile birlikte olmanın yasak olduğu tarihlerde içerideki katliamcı sanık, eşini hamile bıraktı. “Zürriyetini korumak istediğini” iddia etti. Yaşamından edilmiş otuz beş insanın “zürriyeti” hesap edilmedi.

Ve Vahit Kaynar Olayı. TCK’nun 146/1. maddesi gereğince ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm edilmiş ve cezası kesinleşmiş olan sanık, Almanya’da büyük bir zenginlik içinde yaşıyorken, gezmek için gittiği Polonya’da tesadüfen yakalandı. Haber alıp iadesi için başvuruda bulunduk. İade dosyası yasal süre içinde hazırlanamadığından, sanık serbest bırakılarak Almanya’ya döndü.

  1. Dava:

Son olarak, gıyaben tutuklu olan ve yurt dışında oldukları bilinen üç sanık, Murat Karataş, Murat Songur ve Eren Ceylan, TCK’nun 146/1. maddesini ihlal ettikleri savı ile yargılandılar. Bu dava, 14 Eylül 2023’te zaman aşımından düşürüldü. İnsanlığa karşı suç savımız kabul görmedi. Karar kesinleşti.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, Erçakmak ve Arkadaşları ve devam eden üçüncü dava yönünden 2014 ve 2019 tarihli Anayasa Mahkemesi başvurularımız bulunuyor. Ayrıca aileler adına Madımak Oteli’nin “İnsanlık-Utanç Müzesi” olması için açılmış davalar bulunuyor. Daha önce aileler ve Alevi kurumları Bakanla çeşitli görüşmeler yaptılar. Onlara söz verildi. Madımak, kamulaştırıldı. Ancak burası “Bilim ve Kültür Merkezi” adını aldı. Bu nedenle aileler, her 2 Temmuz’da Madımak Oteli önüne gitmelerine karşın içeri girmiyorlar. Şuna inanıyoruz ki Madımak Oteli bir gün mutlaka Utanç Müzesi olacak. Ve yine inanıyoruz ki Sivas Katliamı insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Bilindiği gibi insanlığa karşı suç şöyle tanımlanıyor:

“Siyasal, felsefi, ırki, dini saiklerle sivillere, toplumun bir grubuna karşı, bir plan doğrultusunda, yaygın ve çok sayıda mağdura, doğrudan, ağır şekilde, çok kalabalık bir grup tarafından, geniş çaplı, bilinçli, istemli bir eylem, insan türünün onuruna karşı topyekûn bir kıyım ve aykırılık, evrensel etik değerleri ihlal, insanlık vicdanında onulmaz yara açan olay.”

Sivas Katliamı, insanlığa karşı işlenmiş suçtur. Salt katliamın mağdurlarının değil, tüm insanlığın vicdanında mahkûm olmuştur. Davalar bitecek, ancak bu çığlık; yazıya, müziğe, tiyatroya, sinemaya ulaşıp yargılamaya devam edecektir. Tarihin terazileri adil ve güçlüdür. Çünkü onu elinde tutan halklardır.

Madımak Katliamı Hafıza Merkezi’nin bu çalışması, hakkın teslimi için değerli bir belge olmuş ve tarihin silinmez dosyasına teslim edilmiştir. Emek veren tüm arkadaşlarımıza teşekkürle.

Paylaş

spot_img

İlginizi çekebilir

Bunlara baktınız mı?
Benzer Başlıklar

Kelime Ata: Hafızayı kaybetmek/hafızayı kaydetmek…

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 303. sayısında yayınlanmıştır. “Aslanlar kendi...

Metin Öztürk: Bir “Karşı-Hafıza” Mekanı Olarak Madımak Katliamı Hafıza Merkezi

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 303. sayısında yayınlanmıştır. Sosyolojik metaforlar...

Fatma Özdoğan: Hatırlamak, Hatırlatmak, Mekan ve Politika: Madımak Katliamı Hafıza Merkezi

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 303. sayısında yayınlanmıştır. 6 Şubat...

Dilek Özhan Koçak: Hafıza, Arşiv ve Adalet: Dijital Bellek Mekânları ve Madımak

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 303. sayısında yayınlanmıştır. 2 Temmuz...

Alevilerin Sesi dergisine abone olmak ister misiniz?