Cuma, Ekim 9, 2026

Av. Semanur Dikme: Hatırlamak, Hatırlatmak ve Zini

Date:

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 305. sayısında yayınlanmıştır.

Hatırlamak, farklı disiplinlerin konusu olmuş; üzerine tezler, makaleler yazılabilecek kadar kapsamlı bir eylemdir. Bu kapsamlılığının en önemli nedenlerinden biri ilk bakışta basit ve yalın bir eylem iken zihinde ve akabinde kamusal alanda adeta dalgalar yaratmasıdır.

Basittir, çünkü çaba gerekmeksizin de gerçekleşebilir. Bazen kulağa gelen bir söz bazen görülen bir tabela hatırlama eylemi için yeterlidir.

Ancak bu basitlik yarattığı sonucun vurucu etkisini değiştirmemektedir. Hatırlamak sonuç doğurur.

Buna karşılık, unutmak da hatırlamak kadar sahici ve neticeleri bulunan bir eylemdir. Hiç bilmemek kadar boşluğa sahip değildir. İzi vardır ancak erişim zayıflamıştır. Yarattığı etki yok sayılamasa da tamamen net varlığı bulunmamaktadır.

Unutmak ve hatırlamak kadar unutturmak ve hatırlatmak üzerinde de durmak gerekir. İki eylem de dışsal müdahaleyi gerektirirken, şüphesiz unutturmak hatırlatmaya kıyasla daha maliyetli, zorlu ve efor gerektirmektedir. Hatırlatmak tıpkı hatırlama eylemi gibi yalındır. İşitsel veya görsel ya da herhangi bir rast geliş eylemi hatırlatmanın gerçekleştirmesi için yeterlidir. Unutturmak ise belirli bir çabayı gerektiren hatta yüksek maliyetli bir çabadır. “Çabadır” kısmını vurguluyorum. Zira başarılı olacağına dair garanti bulunmamaktadır.

Hatırlatmanın basitliği, unutturmanın zorluğunu geride bırakacağı şüphesizdir.

KİM VAR İMİŞ BİZ BURADA YOK İKEN?

Karacaoğlan “şu yalan dünyaya geldim geleli” doğuşunda bir soru soruyor: Kim var imiş biz burada yok iken? Şüphesiz bu soru bir hatırlatmadır. Geçmişte yaşamış ancak isimleri bir şekilde unutturulmaya çalışılmış isimlerin izini sürmektedir. Dünya’nın neresine giderseniz gidin bu sorunun ardına koyulacak bir çok “ah” vardır. Zini de bundan bağımsız değildir. Anmaların varmak istediğin en nihayi amaçlardan ilki unutturma çabasının karanlığına gömülmek istenen bu ‘ah’ları duymak, hakikati görünür kılmaktır.

Geçmişle yüzleşmek, hatırlamak sorumluluğu beraberinde getirir. Unutturma çabası bu sorumluluğu almaktan kaçma, statükoyu koruma ve geçmişteki hataların ve acıların üstünü örtme iken, Karacaoğlan’ın “Kim var imiş biz burada yoğ iken…” sorusu, hatırlamanın verdiği vicdansal sorumluluk ile geçmişte yapılanlar için adalet mücadelesini bugünün omuzlarına yükler. Tıpkı Doğan Kılıç’ın Zini için ilk duruşu ve fiiliyatı sergilerken kendisiyle beraber tüm topluma da yüklediği sorumluluk gibi.

Bu sorumluluk hafızada yeri olmayan, ütopik bir sorumluluk değildir. Almanya’daki tökezleme taşı kadar sahicidir. Ruanda’daki Murambi Anıtı kadar yıkıcı ve gerçek. Örnekler arttırılabilir. Ancak her bir örneğin insanlığa olan katkısı göz ardı edilemeyecek bir gerçektir.

Tıpkı Zini anmaları gibi. Zini anmaları, devredilerek gelen hafızanın kamusal alana açılmasını sağlarken yalnızca “adalet”e hizmet etmemektedir, ortak sorumluluk alanı yaratmaktadır. Ortak sorumluluk ise iyileşme, yüzleşme ve kollektifleşmeye zemin hazırlamaktadır. Anaların uyandırdığı çerağ, anmanın başlangıcında 1 dakikalık zamanı yok sayarak katledilen canlar huzurunda minnetle eğilme, okunan kılamlar bireyselleşmenin değil, kollektif zeminin bir parçasıdır.

Zini için yıllardır emek veren birçok can var. Neden çaba sarf ettiklerine dair kendilerine soru yöneltecek olursak çok çeşitli bireysel nedenler duyabiliriz. Ancak en nihayetinde ortak amaçlarla birleşebiliriz, bu da hatırlamanın ve hatırlatmanın kollektifliğinin bir sonucudur. Herkesi rekabet içerisinde tutmaya ve bireyselleştirmeye çalışan sistem içerisinde bu ortak alan yaratma çabası, bizi ister istemez onarıcı adaleti tesis etmeye sürüklüyor.

BUGÜN, GELECEK VE ZİNİ

Bugünün ve yarının tasarısı dün kimin olduğu ve ne yaşandığı ile alakalıdır. Hatırlamak ve hatırlatmak yalnızca yas tutmakla ilgili değil bugün ve gelecekle ilgilidir. Unutmak ve unutturmak da tam olarak aynı amaca hizmet eder. Unutturmak ile hatırlatmak arasındaki tek kesişim bu olsa gerek: Bugünün ve yarının inşasındaki irade, çaba…

Ancak bu yaratım içerisinde de hatırlatmak ve unutturmak arasında sürecin dizilişine dair derin farklar bulunmaktadır. Bunlardan en önemlisi yaratılmaya çalışan gelecek ve bunun zemini olunması istendiği bellektedir. Unutturma çabasının yarattığı bellek yapaydır. Zaten “olmuş olanı” değiştirerek tahakkümlerini kurmaya çalışırlar. Hakikat karşısında kurgulanmış yeni bir gerçeklik(!) konumlandırılır.

Doğal akışta gerçekleşmez, dolayısıyla birden fazla uyarıcı gerekmektedir. Ancak hatırlatmanın kurguya ihtiyacı yoktur, gerçekten olmuş olanın hikayesidir.

İşte bu iki irade içerisinde Zini’yi anmak somut karşı koyma, olmuş olanın hikayesini anlatma örneğidir. Karanlık, hantal ve sorumluluk almaktan aciz tarih anlayışına (unutturma çabasına) karşı koyan dinamik, hakiki ve sorumluluk eksenli pratik ortaya koymaktadır. Unutturmanın yarattığı yapay bellek ve mekan anlayışına karşı oldukça basit ve yalın anlatımıyla “zaten olmuş olanı” ortaya koymaktır. Her sene aynı tarihte Kılıçkaya Köyü’nde toplanmak hatırlatmaya dair bir ritüel yaratırken, ithaf edilen ateş çemberi insan ömrünün kısalığına karşılık tarihsel bir köprü oluşturmaktadır.

Zini gediği anmasını bu kadar kıymetli yapan sebeplerden biri de yapaylıktan uzak bu sahiciliği ve yalınlığıdır. İdeolojik kurgu, gösteriş yoktur. Yılın 365 günü güneşe bakan kemikler kadar ortadadır.

Unutturmanın döneme göre yeniden kurguladığı hikayelerin aksine 88 yıldır yaşanılanı anlatmaktadır.

Zini’de yaşananlar artık gizli değil. Tıpkı canların kemiklerinin katliam yerinde gün yüzüne çıkışı gibi açık ve yeryüzünün orta yerinde. İnsan olma sorumluluğunu üstlenebilenlerin sayesinde.

“Yanlış mı belledim, insan sorumluluktur.” Gülten Akın

Paylaş

spot_img

İlginizi çekebilir

Bunlara baktınız mı?
Benzer Başlıklar

Cafer Yüceer (Seyit Rıza’nın Torunu): AĞDAT…

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 305. sayısında yayınlanmıştır. Ey göklerin...

Yılmaz Kahraman: Hatırlamak, yüzleşmek, sorumluluk almak: Zini Gediği ve Tertelê 1937/38

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 305. sayısında yayınlanmıştır. 8 Ağustos...

Cafer Yüceer (Seyit Rıza’nın Torunu): Kara Harflerle Yazılan Geçmişten, Umutla Açılan Yarına

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 305. sayısında yayınlanmıştır. YAŞANAN HER...

Duygu Kıt: Zini Gediği’nde 88 yıl sonra kemikler bulundu

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 305. sayısında yayınlanmıştır. Zini Gediği’nde...

Alevilerin Sesi dergisine abone olmak ister misiniz?