Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 300. sayısında yayınlanmıştır.
Önceki yüzyıllarda İngiltere’nin yaptığı gibi bugün de ABD Ortadoğu’da radikal İslamcı ve mezhepçi hükümetlerden oluşan bir “yeşil kuşak” oluşturma gayretindedir. Yine bu hedefe paralel şekilde İsrail’in Filistin’i işgaline ve ABD’nin bölgedeki planlarına fiilen karşı çıkan Lübnan/Suriye/İran direniş hattının dağıtılması emperyalistler açısından zorunluluktu. Emperyalistler ve Ortadoğulu işbirlikçilerinin çabaları sonucunda ve belki kişisel çıkarlar da gereği Rusya ve Esad rejimi tek kurşun sıkmadan 2024 yılı Aralık ayında Suriye’yi El-Kaide ve IŞİD ittifakı/artığı olan HTŞ’ye teslim etti. HTŞ’nin İsrail’in Suriye’yi işgal etmesine hiçbir direnç göstermemesi, İsrail’in İran saldırılarında hava sahasını kullanmasına izin vermesi ve İsrail’in çıkarları doğrultusunda Lübnan Hizbullah’ıyla doğrudan çatışması bu gerçeği teyit etmektedir. Özetle batı emperyalizmi Ortadoğu’da kendi icadı olan tekfirci cihadizmi bu yüzyılda da kullanmaya devam etmektedir. Aynı emperyalist politikalarda Alevilerin, Kürtlerin, Dürzilerin veya diğer bölge halklarının katledilmeleri ve göçe zorlanmaları önemsiz ayrıntılardır.
Halkının çoğunluğu Müslüman olan ülkeler ise İsrail’in Filistin soykırımında sınıfta kaldığı gibi HTŞ’nin 2024 yılı Ramazan ayında zirveye çıkan Alevi soykırımında da sınıfta kalmıştır. Filistin soykırımına karşı kısmen de olsa dünya genelinde direniş kampanyaları örülebilmesine karşın Suriye Alevi soykırımına karşı Alevilerin temsili düzeydeki direnç girişimleri haricinde neredeyse hiçbir uluslararası baskı unsuru örgütlenememiştir. Tüm taleplere rağmen Suriye’deki Aleviler için insani yardım koridoru yahut BM Acil Müdahale önlemleri alınmamıştır.
Sonuç olarak soykırım mağduru Suriye Alevileri’ne hayatta kalabilmek için ülkeden kaçıp farklı ülkelere iltica etmekten başka çare kalmamıştır. On binlerce silahsız Alevi sivilin katledilmesi, işkenceye maruz bırakılması, yargılanmadan tutuklanması, kaçırılması, köleleştirilmesi, tecavüze uğraması, köylerinin yakılması ve mallarının yağmalanması sonucu imkan bulabilenler çoğunlukla deniz yoluyla ülkeden kaçmaya çalışmaktadırlar. Bunlardan birisi de geçtiğimiz Ekim ayında Lazikiye’den Yunanistan’a doğru olan bir umut yolculuğuydu.
Bu yolculukta Rodos açıklarına kadar gelebilmiş olan 5’i çocuk olmak üzere 22 göçmen burada uluslararası hukuka ve insanlığa aykırı şekilde Yunanistan’ın sahil güvenlik kolluğu olduğu tahmin edilen kişilerce engellenmiş, kimliklerine/telefonlarına ve paralarına el konulmuş, işkence ve kötü muameleye maruz bırakılmış ve Türkiye karasularına oldukça güvensiz bir salla geri itilmiştir. Öyle ki bu sala sığmadıkları için genç erkekler sala tutunarak hayatta kalmaya çalışmışlardır. Datça/Marmaris açıklarında Türkiye sahil güvenlik kolluğu tarafından kurtarılan göçmenler Marmaris Geçici Barınma Merkezi’nde bir müddet kalmışlardır.
Bu süreçten haberdar olan araştırmacı yazar Hamide Rencüs derhal Alevi kurumlarıyla ve avukatlarla irtibata geçerek olağanüstü bir çabayla sürecin takibini organize etmiştir. 22 kişilik grubun Sahil Güvenlik Komutanlığı, Geçici Barınma Merkezi, Jandarma ve Ula Geri Gönderme Merkezi arasında gidip geldiği bilien grup avukatlara gösterilmemiş ve adeta kaçırılırcasına 23 Ekim gecesi Harran Geçici Barınma Merkezi’ne gönderilmiştir.
Marmaris Geçici Barınma Merkezi’nde bu grupla aynı yerde kalan başka bir Suriyeli göçmenin aktardığına göre grup ertesi gün Suriye’ye geri gönderilmek üzere buraya nakledilmiştir. Bunun soykırımdan kaçan Aleviler için çok yüksek ölüm riski anlamına geldiğini izaha gerek yoktur. Suriye’nin Aleviler için güvenli bir ülke olmadığı insan hakları hukuku açısından kabul edilmek zorundadır.
24 Ekim günü Alevi örgütleri, milletvekilleri, siyasi partiler, hukuk örgütleri ve göç örgütlerinin kıymetli dayanışması neticesinde bu durum tespit edilebilmiş ve grupla ilk kez burada görüşme sağlanabilmiştir. Bu vesileyle bir kez daha “dayanışma yaşatır” sözü kanıtlanmıştır.
Harran Barındırma Merkezi’nde 22 kişilik grupla aynı kaderi paylaşan iki göçmen daha tespit edilmiştir. Bu kişilerden biri 15 aydır, diğeri 4-5 aydır aynı yerde tutulmaktadır. Normalde geçici koruma başvuruları ortalama 2 ayda sonuçlanırken bu kişilerin hiçbir gerekçe gösterilmeksizin uzun süredir burada tutulmaları kabul edilemez. Uzun yıllardır tüm Suriyeli göçmenlere uygulanan özel geçici koruma prosedürünün bu kişiler için uygulanmaması izaha muhtaçtır.
Bu 24 kişilik göçmen grubunun bütün kişisel ihtiyaçları (kıyafet, ayakkabı, nakit desteği, telefon vs.), aileleriyle temasları ve avukat ihtiyacının karşılanması gibi her türlü konuda Hamide Rencüs başta olmak üzere, Hacı Bektaş Veli Dergahı, bölgedeki Alevi kurumları, demokratik kitle örgütleri, Kısas ve Sırrın’da bulunan canlarımız ve hukuk kurumlarının destekleriyle sağlanabilmiştir. Farklı kurumların desteğiyle şimdiye kadar 6 kez avukat ziyareti yapılarak hem kişisel ihtiyaçların temini hem de hukuki durumun takibi sağlanmıştır.
Hukuki sürecin takibini şu an ÇHD İzmir Şubesi Göç Komisyonu olarak üstlenmiş bulunmaktayız. 9, 17 ve 18 Aralık’ta yapmış olduğumuz ziyaretlerde aldığımız notlar şu şekildedir:
- Yunanistan’dan geri itilme sırasında gördükleri gasp ve işkenceye rağmen 3 gün boyunca Muğla’da kolluk ekiplerinin gözetiminde iken aç ve susuz bırakılmışlar, hastane ve sağlık hizmetlerine erişimleri sağlanmamıştır.
- Barınma Merkezi, yüksek beton duvarlar, metal ek duvar ve dikenli tellerle çevrilidir. Bu fiziksel yapı, pratikte “barınma” merkezinden ziyade cezaevi mimarisine benzemektedir.
- Bitişik nizamlı, demirlerle ve tellerle çevrilmiş konteynerlerde tutulmuşlardır. Buralarda yatak bulunmamaktadır; doğrudan zemine serilmiş ince, eski ve kirli süngerlerde yatmışladır. Konteynerların camının kırık olduğunu ve çok üşüdüklerini belirtmişlerdir.
- Aile olarak yaşayanlar sayıları fark etmeksizin 1 konteynerde tutulmuş, bekar olanlar ise en az dört kişi kalmışlardır.
- Harran GBM’de onca taleplerine rağmen kendilerine mevsim koşullarına uygun kıyafet verilmemiştir. Uzun süre denizden çıktıkları kıyafetlerle kalmışlardır. Verilen kıyafetler de eski ve kullanmış kıyafetlerdir. Alevi kurumlarının topladığı kıyafetler ise Kasım ayının sonunda ulaştırılabilmiştir.
- Tüm taleplere rağmen 17 Aralık ziyaretimizden önce ayakkabı temini sağamamışlardır.
- Kurum içinde bir doktor bulunmaktadır ancak göçmenler yeterli muayene ve tıbbi desteğe erişememişler, hastaneye sevk talepleri keyfi olarak görmezden gelinmiştir.
- Alevi kurumları organizasyonuyla temin edilen telefonlara el konulmuştur. Haftada yalnızca bir kez ve kısa süreli telefon görüşmesine izin verilmiştir. Fotoğraf çekmeye çalışanlara sert müdahale edilmiş, görüşme haklarının kısıtlandığı ve kötü muameleye maruz kaldıkları belirtilmiştir.
- Kendi yiyecek ve içeceklerini hazırlayabilmeleri için hiçbir imkân sağlanmamıştır. Verilen yemeklerin oldukça az ve sağlıksız olduğu söylenmiştir. Çoğu zaman aç kaldıkları ifade edilmiştir. Gelen yemeklerin bozuk olduğu, içerisinden kurt, böcek, kıl, saç çıktığı belirtilmiştir.
- Sıcak su bulunmadığı için soğuk suyla yıkanmak zorunda kalmışlardır.
- Kadınların regl dönemlerinde hijyenik pet ihtiyaçlarının karşılanması da keyfi bir uygulamayla yürütülmüştür.
- Kurumda çocukların eğitim hakkını sağlamaya yönelik hiçbir uygulama bulunmamaktadır. Kitap, kalem, kâğıt, oyun, spor veya sosyalleşme alanı bulunmamaktadır.
- Kendilerine neden tutuldukların, ne kadar süre tutulacakları ve haklarının neler olduğu ve işleyecek hukuki süreç açıklanmamıştır.
- Aktarıldığı üzere kendilerinin Alevi olması nedeniyle diğer göçmenler, kurum çalışanları, kolluk ve görevli memurlar tarafından ırkçı ve ayrımcı söylem ve davranışa maruz kalmışlardır. Radikal İslamcı olan göçmenler tarafından sair sefer tehdit, fiziksel şiddet ve hakaretlere maruz kaldıklarını aktarmışlardır. Özellikle gruptakilerin namaz kılmamaları sebebiyle ayrımcı hakaretlere sıklıkla maruz kaldıkları aktarılmıştır.
Kişilerin özgürlüğünden yoksun bırakıldığı yerler için uluslararası standartlar; temel olarak İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (İHAS) 3. ve 5. maddesi, Birleşmiş Milletler Mahpuslara Muameleye Dair Asgari Standart Kuralları (Nelson Mandela Kuralları), Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT) Standartları ve ilkeleri ile belirlenmiş durumdadır. Yine Türkiye BM İşkenceye ve Diğer Zalimane, Gayriinsani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşmeye Ek İhtiyari Protokol’e (OPCAT) taraftır. OPCAT, Türkiye açısından 27 Ekim 2011 tarihinde yürürlüğe girmiş durumdadır. Yukarıda sayılan hak ihlalleri anılan hukuki düzenlemelerin ihlali niteliğindedir.
Sayılan hak ihlalleriyle ilgili gerekli yasal takiplerin ilgili birimlerce yapılması konulu talebimizi de 18 Aralık tarihinde Şanlıurfa Barosu’na yazılı olarak ilettik ve baro başkanıyla da bizzat görüştük. Sürecin hukuki takibinde çok büyük emeği olan değerli meslektaşım Av. Duygu İnegöllü’nün öncülüğünde ve Av. Mehmet Ali Karakavuk’un da sürekli desteğiyle gerekli idari başvurular yapılmış ve davalar açılmış, süreçle ilgili basın mensupları ve farklı partilerden milletvekillerimiz bilgilendirilmişlerdir.
Sayın milletvekili Sevda Karaca Demir’in konuyla ilgili meclise soru önergesi sunduğu görülmüş, Şanlıurfa Barosu’nun da 18 Aralık Göçmenler Günü’nde konuyu gündem eden bir paylaşım yaptığı görülmüştür.
Göçmenler için çalışabilecekleri ve barınabilecekleri çiftlikler emektar kurumlarımızın ve gönüllü canlarımızın yoğun emekleriyle bulunmuştur. Bu süreçte Hacı Bektaş Veli Dergahı, ADO Bölge Temsilcisi Mehmet Sabahşen ve Salim Şen gibi Urfa, Adana ve Hatay gibi bölge illerindeki kurumlarımız ile merkezi Alevi kurumlarımızın temsilcileri ile bireysel gönüllü canlarımız yoğun emek sarf etmişlerdir. Bulunan çiftçilerden gerekli resmi taahhütnameler alınarak kuruma sunulmuştur. 17 Aralık tarihindeki kurum ziyaretinde sunulan dilekçelerde 24 göçmenin Adana’da bu çiftliklerde barındırılmaları için geçici koruma statülerinin tanınması talep edilmiştir.
Uzun süredir GBM’de tutulan 2 kişi ayrı tutularak, 22 kişilik Suriyeli Alevi Göçmen grubu Adana, Mersin, Konya, Kayseri, Çorum ve Trabzon olmak üzere 6 farklı ile dağıtılmak üzere kamptan salınmışlardır. Kısas’ta ve Sırrın’da canlarımız tarafından sıcak şekilde misafir edilmiş ve sevk illerine gönderilmişlerdir. Yine gittikleri illerde Alevi kurumlarında veya demokratik kitle örgütlerinde dayanışmayla misafir edilmiş, çoğunun İl Göç idarelerinde gereken kayıtları yaptırılarak Geçici Koruma belgeleri edinilmiştir. Ancak hala Geçici koruma belgesi vermeyen ve her türlü zorluğu çıkarmaya devam eden göç idareleri de mevcut olup, avukat desteği ve dayanışma ruhuyla bu engeller aşılmaya çalışılmaktadır. Canlarımızın temel ihtiyaçları dayanışmayla karşılanmaya devam etmektedir.
Gelinen aşamada farklı şehirlere dağıtılan canlarımızın hepsinin bahsi geçen Adana’daki çiftliklerde barındırılmaları ve istihdam edilmeleri yönündeki taleplerimiz ve sürecin genel hukuki takibi devam etmektedir. Özellikle uzun süredir Harran GBM’de tutulan ve kötü muameleye maruz kalan iki canımız ile kurumdaki çocukların ihtiyaçlarının takibi devam etmektedir.
Tüm süreç bize tekrar göstermiştir ki Aleviler olarak hukuki, ekonomik, politik ve sosyal alanlarda örgütlü olmak bizler için hayati önemdedir. Maalesef bu göçmen grup yalnızca bir emsal olup, Ortadoğu’da süregelen emperyalist/cihadist politikaların sonucu olarak milyonlarca insanın zorla yerinden edilmeleri muhtemeldir. Alevilere düşense buna karşı gerçek anlamda hazırlıklı olmaktır.

