Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 298. sayısında yayınlanmıştırÖ
Alevi hukuku, topluluğun kolektif belleğinden beslenen, bireyin toplumsal sorumluluğuna dayanan, devletsiz ama yaptırımlı bir hukuk sistemidir. Düşkünlük, bu sistemin en önemli yaptırım aracı olarak, suçu işleyeni toplumdan dışlayarak hem caydırıcı, hem de yeniden ıslah edici bir işlev görür.
ALEVİ HUKUKU
Alevi Hukuku esas olarak bir yaşam etiği, toplumsal düzen anlayışının bir parçası ve kendisidir.
Ahlaki olan, vicdani olan, inançsal olan, etik olan aynı zamanda hukuki olandır. Tersi de doğrudur hukuki olan aslında tüm bunların bir başka biçimde ortaya çıkış halidir.
ALEVİ HUKUKUNUN KÖKENİ
Alevilerin içinde yaşadıkları Osmanlı hanedanına rağmen ayrı bir hukuk sistemi yaratmaları nasıl gerçekleşebilmiştir, neden gerçekleşebilmiştir? Daha açıkça soracak olursak Alevilerin ayrı bağımsız, özgün bir hukuk sistemi yaratmış olmalarının nedeni nedir?
Alevilik öğretisi Osmanlı devleti tarafından “sapkın bir inanç” olarak nitelenmiş ve mensuplarının katledilmeleri yönünde Osmanlı’nın en yüksek dinsel şahsiyeti olan Şeyhülislamlar eliyle birçok fetva verilmiştir.
Osmanlı’nın resmi dinsel anlayışı olan şeriata göre “aleviler kafir ve mülhiddirler”. Onlar namaz kılmayarak, oruç tutmayarak, hacca gitmeyerek, şarap içerek, inançlarını kadınlı erkekli cem toplantılarında saz çalıp semah dönerek yerine getirdikleri için şeriat hükümlerini açıkça çiğnemektedirler. Bu nedenle şeriata uymayan, dinden sapan bu topluluğun dağıtılması ve yeryüzünden silinmesi şeriatın emirleri gereğidir.
Osmanlı devleti alevlere yönelik olarak sistemli bir baskı ve kıyım politikası izlemiştir. Osmanlı resmi tarih yazıcıları olan Vakanüvislerin eserleri dahi göstermektedir ki Alevilere uygulanan zulüm Engizisyon işkencelerini aratacak ölçüdedir.[1] Şunu saptamak gerekir ki Aleviler; Alevilere özgü, ayrı varolan hukukun dışında ve bütünüyle ona yabancı bir hukuk sistemi yaratarak yaşamlarını devam ettirmişlerdir.
AYRI BİR HUKUK
Alevilikteki kuralların esasını/amacını toplumun bir bütün olarak sağlıklı bir biçimde kendisini varetmesi, tehlikelerden, çürüme/çözülme ve aşınmalardan uzak tutulması oluşturur. Sözkonusu olan toplumsal yaşamın devamı olduğu için her birey bu konuda azami bir hassasiyet göstermek durumundadır.
Alevi hukuku tümüyle ayrı, özgün ve kendisine has bir hukuktur. Alevi hukuku bir varoluş kuralları bütünüdür.
Sistemli bir tehdit ve baskı altında bulunan toplumun mutlak bir huzur, barış, kardeşlik ve dayanışma içerisinde bulunması esastır.
Dayanışma için bencilliği ortadan kaldırmak gerekir. Alevilerde “benlik” lanetlenmesi gereken kötü bir özellik olarak görülür. Ve bir kişinin ağzından kazara ben sözü çıkarsa kişi hemen “benliğe lanet” diyerek sözlerini düzeltir.
ALEVİ HUKUKU KAVRAMI
Alevi toplumunda yürürlükte olan uygulanan hukuk sistemini salt DÜŞKÜNLÜK olarak adlandırmak eksik ve yanlış olur. Kısaca Alevi Hukuku olarak adlandırabileceğimiz bu sistem düşkünlük kurumu da dahil toplumsal yaşamın devamını sağlayan birçok kuraldan meydana gelir.
ALEVİLİKTE TOPLUMSAL SÖZLEŞME SÖZ (İKRAR)VERME
Alevi hukuku kaynağını buradan bir tür toplum sözleşmesinden alır. Topluluğu oluşturan tüm canlar ikrar verdiklerine göre bir büyük toplumsal anlaşma yapılmış demektir. Bu anlaşmaya uymak her canın hem görevi hem de sorumluluğudur. ,
Alevi hukuku bağlayıcılığını kişinin özgür iradesinden alır. O büyük iradeye -kişi eğer o toplulukta yaşamak istiyorsa- katılmama şansı yoktur. Zaten hiç bir can da yola girmemezlik yapmaz/yapamaz.
İKİ CAN BİR CEM
Alevilikte alevi öğretisinin, alevi erkanın gerekleri cem adı verilen büyük toplantılarda yerine getirilir. Alevi inancı bireysel tapınmayı kabul etmez.
Alevilerde cem toplumun varlık merkezi işlevi görür. Orada topluma ilişkin, insana ilişkin, hayata ilişkin her şey, her türlü sorun, her konu konuşulup tartışılır.
Tüm insanlar eşit birer üye olarak bu mecliste yerlerini alıyorlar. Kararlar Cem kolektif iradenin ürünü olur. Sanıldığının aksine cemin inançsal işlevi toplumsal işlevinin yanında çok küçük bir bölümünü oluşturur. Alevi öğretisinin bütününde olduğu gibi cemde de yaşamsal/dünyasal faaliyetler yargılanır, sorgulanır, karara bağlanır.
Alevi hukuku yaptırımlarını cemlerde işletir. O nedenledir ki Alevilikte cem bir yargı kurumudur.
Cemler Osmanlı egemenliğini reddediş kurumlarıdır.
Bundan dolayıdır ki Osmanlı cemleri de şiddetle reddeder ve katılanlar hakkında katliam fermanları verir. İnansal niteliklerinin yanışını hatta onlardan da önde gelen niteliği cemlerin birer toplumsal muhalefet odağı, zamanının muhalefet meclisi oluşlarıdır.
Demek ki inançtan öte belki de onunla birlikte maddi yapıyı zorlayan ve rahatsız eden bir kurum olma özelliği gösteriyor cemler.
Alevi hukukuna girebilmek için cemlerin bu özelliklerine kısaca değinmek zorunludur.
MALIM İLE CANIM İLE BU YOLDAYIM MALIM KURBAN, CANIM TERCÜMAN
Alevi toplumsallığı ikrar yani söz üzerine kurulur. Her bir alevi can ancak ikrarı ile toplumun bir parçası olur.. Bu irade açıklamasıyla birlikte alevi hukukunun yaptırımlarının da kendi şahsında işlemesine olur vermiş olur. Alevi hukuku bağlayıcılığını ikrardan alır.
VARLIĞIMIZA BİRLİĞİMİZE DİRLİĞİMİZE
İkrar tam anlamı ile varolmak için verilmiş bir sözdür. Burada kuşkuya, hileye, güvensizliğe, ikiyüzlülüğe, riaya, kötülüğe, toplumu ve bireyi incitecek hiçbir söz ve davranışa yer olmaması gerekir.
Bu anlamı ile her Alevi canın topluma verdiği ikrar somut bir anlam ve değer kazanır, ikrar toplumsal hayatın varlığını sürdürmeye yönelik bir söz verim, bir irade paylaşımıdır, ikrarın amacı ve işlevi elle tutulacak kadar somuttur.
ALEVİ HUKUKUNUN BAĞLAYICILIĞI
Alevilikte belli bir yaşa gelen her canın ikrar vererek yola girmesi toplumsal bir zorunluluktur. Can yola girerek “olgun”, toplumda söz sahibi bir insan kimliğine kavuşmuş olur. Artık O can topluma karşı hak ve yükümlülüklerle donanmış olur. Toplumsal yükümlülükler Alevi hukukunun bir başka adı olarak nitelenebilir. Yine o candan toplumsal yaşantıyı kolaylaştıracak davranışlarda bulunmayı isteme hakkını da elde etmiş olur.
HUKUKSAL SÜREÇLERİN İŞLEMESİ
Belli bir yaşa gelen, olgunluğa eriştiği düşünülen her alevi can ikrar vererek yola girer. Zaten aklının ermeye başlamasıyla birlikte Aleviliğin toplumsal kurallarını, inceliklerini ana dilini öğrenir gibi kendiliğinden başta muhabbet cemlerinde olmak üzere pratik içinde öğrenmiştir.
Aleviliğin mektebi medresesi yoktur. Onun okulu, eğitim alanı hayatın kendisidir.
Bu anlamıyla kişinin yaptıklarının hesabını verebileceğinin, yani bir hukuk öznesi olduğunun tespitidir.
BAŞLICA KAYNAKLAR
Atalay, Besim; Alevilik ve Edebiyatı, Ant Yayınları, İstanbul, 1991
Baha Sait; Kızılbaş Meydanında Düşkünlük, İstanbul, 1996
Bozkurt, Fuat; Buyruk, Ankara, 1982
Dede, Abdurrahim; “Batı Trakya’da Bektaşilik”, Hacı Bektaş Veli Bildirileri 1977 içinde
Erdentuğ, Nermin; Sün Köyü’nün Etnolojik Tetkiki, 2. Baskı, Ankara, 1971
Eröz, Mehmet; Türkiye’de Alevilik, Bektaşilik, İstanbul, 1974
Gölpınarlı, Abdülbaki; “Kızılbaş” maddesi, MEB İslam Ansiklopedisi
Kaygusuz, İsmail; Alevilikte Dar, Alev Yayınları, İstanbul, 1993
Metin, İsmail; Alevilerde Halk Mahkemeleri, İstanbul, 1990
Noyan, Bedri; Bektaşilik, Alevilik Nedir?, Ankara, 1992
Özsoy, Ali Dede; Ali Özsoy Dede Şiirleri ve Görüşleri, Alev Yayınları, İstanbul, 1991
Şahhüseyinoğlu, Nedim; Balyan Aşireti, Ankara, 1983
Yalçınkaya, Ayhan; Dar ve Düşkünlük, Alevilikte Toplumsal Kurumlar, Ankara, 1996
Yetişen, Rıza; Tahtacı Aşiretleri (İzmir, Bornova/Naldöken), İzmir, 1986
Yıldırım, Ali; Alevi Hukuku, Ankara 2009
[1] Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. Ali Yıldırım, Osmanlı Engizisyonu, Ankara 1996

