Cuma, Ekim 9, 2026

Asaf’ın Çizgilerle Ördüğü Hayat Yolu

Date:

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 305. sayısında yayınlanmıştır.

Çocukluğundan beri bir çizgisi vardır Asaf’ın. O çizgiyle yaşar, o çizgiyle oyunlar oynar. Eve gelen misafirlerin karşılarına oturup resimlerini çizer, bazen ahıra gidip çamurlara resimler çizer. “Dîno, sen niye bunları yapıyorsun?” diye söylenir annesi. “Dîno”, yani Kürtçe “deli”. Kürt’tür Asaf. Büyük dedesi Heci Eliyê Kwîr, 1800’lü yılların ortalarında Kürt Dağı civarından Kırşehir’e göç etmiş, oradan da Yozgat’ın Yerköy ilçesine yerleşmiş Kürt aşiretinin önemli simalarından biridir. Asaf’ın da her ne kadar resmî kayıtlarda 1959 yılında Kırşehir’in Çiçekdağı ilçesinde doğduğu yazsa da aslında o 1958 yılında Yerköy’de dünyaya gelmiştir. İlk ve ortaokulu Yerköy’de, liseyi İstanbul Davutpaşa Lisesi ve Kırşehir Çiçekdağı Lisesi’nde okur Asaf. Kırşehir Eğitim Enstitüsü’nü bitirdiğinde o artık bir ilkokul öğretmenidir. Yıl 1979’dur ve ilk tayin olduğu yer Sivas’tır. Sonra Adıyaman yılları başlar.

Altı yıl dayanabilmiştir öğretmenlik yapmaya Asaf. Dünyayı çizgilerle anlatma tutkusu onu hiç rahat bırakmamıştır çünkü. Hayatın ona çizdiği yol ilkokul öğretmeni olmaktır ama Asaf o çizgiyi bir süre izleyebilmiş, evirip çevirmiş, sonunda da hayatın ona tayin ettiği bu yolun üstünü karalayıp kendine farklı bir yol çizmiştir. Böylece 1986 yılında öğretmenlikten ayrılarak Ankara’ya gelir ve kendini tamamen karikatüre adar. Kendine ait bir çizgisi vardır çünkü Asaf’ın. Çocukluğundan beri dili olan o çizgiyle sadece gördüklerini ve görülmesini istediklerini değil; ideallerini de büyütmüş, hayatını ilmek ilmek o çizgilerle örmüştür.

Karikatürlerle Konuşan Asaf

Sivas’ta başlayıp Adıyaman’da devam eden öğretmenlik hayatına bir türlü ısınamaz Asaf. Derslerde sürekli karikatür çizdiği için diğer öğretmenlerin “Biraz da derslere ilgi göster” serzenişlerine maruz kalır zaman zaman. Öğretmenlik mesleği ona göre değildir. Zaten becerdiğini de pek düşünmemektedir. Bu yüzden 1986 yılında öğretmenliğe noktayı koyar ve hayatını tamamen karikatüre adar. Bu yıldan itibaren on iki kişisel sergi açan Asaf çok sayıda karma serginin de öncülüğünü yapar. Yunus Nadi Karikatür Yarışması’nda ve TMMOB’un Denizli temsilciliğinin düzenlediği yarışmada ödüller kazanır. Asaf’ın tek albümü 1986 yılında yayımlanan Göç Hatırası, son kişisel sergisi de 1993’te Sivas’a gitmeden hemen önce gerçekleşen Yok Devenin Kuşu  adlı sergidir.

Karakare adlı aylık düşün ve gülmece dergisinin yayın kurulunda görev alan Asaf, Karacan Açıköğretim mizah dergisi 2. Bahar’ın mizah yönetmenliğini, siyasal ve kültürel dergi Özgür Gelecek’in de görsel danışmanlığını üstlenir. Pek çok dergi ve gazetede karikatürleri yayımlanır.

Asaf’ın karikatürleri bir çığlıktır; yaşanan acılara, baskılara ve her türden gericiliğe karşı bir çığlık… Ama daha çok da bu acılara, özellikle de kadınların yaşadığı baskılara insanların kayıtsız kalmasına atılmış bir çığlıktır. Bu yüzden “devekuşu” metaforunu kullanır sıklıkla. Onun çizgi dili başını kuma saklayan kör bakışlara bir eleştiridir.

Sivas: Donmak ve Yanmak

Soğuktan donmak ve ateşte yanmak; bir insanın başına gelebilecek en trajik iki ölüm biçimi… Asaf Koçak her ikisiyle de tarihin farklı zamanlarında yüz yüze gelir. Üstelik her ikisi de Sivas’ta yakalar Asaf’ı; birinden kurtulsa da diğeri bırakmaz yakasını…

Eğitim Enstitüsü’nden mezun olmuş ve ilk görev yeri olan Sivas’a ilkokul öğretmeni olarak atanmıştır. Yıl 1979’dur. Ara tatilde arkadaşlarıyla buluşup birlikte Kırşehir’e döneceklerdir. Her yer kardır ve tipiden göz gözü görmez bir haldedir. Arkadaşları evde Asaf’ı bekler ama o bir türlü gelmez. Akşam saatleri olmuştur, birden kapı çalınır. Soluğu kesilmiş bir ses vardır kapının ardında. Asaf’tır bu. O tipide yürüyerek gelmiştir eve. Arkadaşları kapıyı açtıklarında donmak üzeredir Asaf. Her tarafı morarmış; elleri, ayakları, vücudu şişmiştir. Güçbela kurtarırlar Asaf’ı. Bu onun ölümle yüz yüze olduğu ilk andır. Aradan yıllar geçecek, “Öleceğimi bilsem bir daha Sivas’a gelmem” diyen Asaf 1992 ve 1993 yıllarında Pir Sultan Abdal Kültür Şenlikleri’ne katılmak için Sivas’a tekrar gelecektir.

1 Temmuz 1993 Sivas… O gün her şey herkes için güzel başlamıştır. Asaf da diğer sanatçılar gibi eserlerini imzalar, söyleşiler gerçekleştirir. Ertesi gün bir parça tedirgindir herkes. Asaf, Carina ve İlhan Cem günün ilerleyen saatlerinde olacaklardan habersiz Buruciye Medresesi’nde koyu bir sohbettedir. Asaf o sohbette, Carina’nın -günlüğünde de yazdığı gibi- “şirin bir karikatürünü” yapar.

Soğuktan donmak ya da ateşte yanmak… Hayat Asaf’ı bu iki ölüm biçimiyle aynı şehirde sınar. 1979 yılında bu şehirde donarak ölmekten kurtulmuştur Asaf. Bu kez yıl 1993, aylardan Temmuz’dur. Otelin etrafı kalabalık güruh tarafından sarılıp otel taşlanmaya başladığında içeriye bir ölüm sessizliği çöker. Sessizliği bozan Asaf olur. Çantasını açar, mızıkasını çıkarır ve çalmaya başlar. Ondan alıp Hasret başlar çalmaya… Ölüm sessizliği Asaf ve Hasret’in mızıkasından çıkan ezgiler sayesinde yerini tuhaf bir neşeye bırakır. Otel ateşe verilir. Dumanların içinden Asaf’ın mızıkasından çıkan ezgiler dağılır koridorlara. Annesi onu bu halde görse muhtemelen yine şunu diyecektir: “Dîno, sen niye bunları

yapıyorsun?”

Ardında Bıraktığı İzler

Çocukluğundan beri elinde kalem çizimler yapan, çamurlara resimler çizen oyunbaz ve hayalbaz biriydi Asaf. Çizgisini o zamandan belirlemişti, dünyayı resmederek ve çizerek anlatacaktı; öyle de yaptı. Dünyada ve Türkiye’de olup biten haksızlıklara, baskılara, acılara sessiz kalmadı. Kaleminin çizdiği istikamette yürürken oyunbaz çocuk ruhundan hiç taviz vermedi.

O bu hayatın önce gülen, sonra güldüren yüzü oldu. Donarak ölmekten kurtulduğu Sivas’ta yakılarak katledildiği kuşatmada bile insanların yüzünde mızıkasıyla tebessüm yarattı. “Dîno” Asaf Koçak aramızdan ayrıldığında 35 yaşındaydı ve ardında unutulmayacak derin izler bıraktı…

https://madimak.org/

 

Paylaş

spot_img

İlginizi çekebilir

Bunlara baktınız mı?
Benzer Başlıklar

Cafer Yüceer (Seyit Rıza’nın Torunu): AĞDAT…

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 305. sayısında yayınlanmıştır. Ey göklerin...

Yılmaz Kahraman: Hatırlamak, yüzleşmek, sorumluluk almak: Zini Gediği ve Tertelê 1937/38

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 305. sayısında yayınlanmıştır. 8 Ağustos...

Cafer Yüceer (Seyit Rıza’nın Torunu): Kara Harflerle Yazılan Geçmişten, Umutla Açılan Yarına

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 305. sayısında yayınlanmıştır. YAŞANAN HER...

Duygu Kıt: Zini Gediği’nde 88 yıl sonra kemikler bulundu

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 305. sayısında yayınlanmıştır. Zini Gediği’nde...

Alevilerin Sesi dergisine abone olmak ister misiniz?